11 Mayıs 2010 Salı

KAYIP SANDUKAYI BULMA ÇABALARI

KAYIP SANDUKAYI BULMA ÇABALARI

Ahit Sandığı, M.Ö. 587 yılından bu yana bulunamamıştır. Bununla beraber, Yahudiler sandığın ancak Mesih’in gelişinden sonra ortaya çıkacağına inandıklarından sandığı yüzyıllardır aramaktadırlar. Hıristiyanlar da sandığı Hz. İsa’nın yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden olarak gördükleri için aramaktadırlar. Mabed Tepesi'nde yapılan ve kaydedilmiş ilk "sanduka kazıları"nı 19. yüzyılda Haçlılar döneminde Mabed Şövalyeleri yapmıştır.

O tarihte ve yakın tarihte yapılan araştırmalarda sandığın izine rastlanmamış ancak bu konu son dönemlerde tüm araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir.

TAPINAK ŞÖVALYELERİ

1.Haçlı seferine katılan Hıristiyanlar büyük bir katliam gerçekleştirerek Kudüs'ü ele geçirmişlerdi.

Savaşa katılan askerlerin çoğunluğu geri döndü. Ancak başta Fransa'dan gelen askerler olmak üzere, bir grup Haçlı askeri bölgede kaldı. Kendilerine “Tapınak Şövalyeleri” denen bu grup için Kudüs'ün büyük önemi vardı. Tapınakçılar tarikatını kuran Dokuz şövalyenin gerçek amacı diğer askerlerden çok farklıydı. Onlar Yahudiliğin ve Eski Mısır'ın gizli geleneklerinin özünü içeren kalıntılar ve yazıları bulmak istediklerini söylüyorlardı.

Ancak asıl amaçlarının Sandığı bulmak olduğu bilinen bir gerçekti. Bu nedenle yıllar sonra Kudüs'te olmak onlar için bulunmaz fırsattı. Çünkü bu bölgede istedikleri gibi araştırma yapıp, Sandığı arama imkanına sahip olacaklardı. Mabed Tepesi’nde yapılan ve kaydedilmiş ilk “sanduka kazıları”nı Haçlılar döneminde Tapınak Şövalyeleri yapmışlardı.

Ahit sandığının Tapınakçılar için önemi, arkalarında bıraktıkları tarihi eserlerde açıkça görülmekteydi. 12. yüzyılda yaptırdıkları Chartres (Eğer Fransızlar yaptırdıysa Şartr şeklinde okunması gerekir) Katedrali’nin kuzey kapısına çizdikleri bir kabartmada bir arabaya yerleştirilmiş olan Ahit Sandığı’nın bilinmeyen bir yere götürülmesi resmedilmiştir ve altında da “Ahit Sandığı burada gizlidir” yazmaktadır. Ancak 19. yüzyıla kadar yaptıkları araştırmalarda Tapınak Şövalyeleri bazı bilgilere ulaşsalar da Sandığı bulamamışlardı.

"1099 yılında Haçlılar Kudüsü aldıklarında, kentte az sayıda kalan yahudilerden "Kutsalların Kutsalı" hemen orada, Dome of the Rock'da (Kubbet-üs Sahra'da) bulunduğunu öğrendiler. Ancak Haçlılar, yanlışlıkla islam yapısı olan Kubbet-üs Sahra'yı Süleyman Mabedi sandılar".

"1118 yılında, aralarında Geoffroi de Saint-Omer ve Hugues de Payens'in de bulunduğu, dokuz haçlı şövalyesi kendilerini dine adayarak, Photius zamanından beri Roma'nın dinsel otoritesine gizli ya da açık düşmanlık eden Constantinople (Istanbul) Patrik'ine yeminle bağlandılar. Tampliyelerin herkese açıklanan görevi kutsal yerleri ziyarete gelen hristiyan hacıları korumaktı. Gizli amaçları ise, Ezekiel tarafından kehaneti yapılan modele uygun olarak Süleyman Mabedini yeniden inşa etmekti."

"Dokuz şövalyenin gerçek görevi, eski Mısır ve Yahudi gizli geleneklerinin özü hakkında bilgiler bulunduran, bazıları tahminen Musa'nın zamanından kalma, yazıt ve kutsal eşyaları araştırmaktı...Bu özel görevi yerine getirdiklerine hiç kuşku yoktur. Elde ettikleri bilgiler, tarikatın gizli toplantılarında ağızdan ağıza yayılmıştır."

"1960'larda, Louis Charpentier, açık ve kesin ifadeleri ile dikkat çeken iki kitabında, Tampliyelerin Kutsal Topraklara Süleyman Mabedinin Ahit Sandığını bulup Avrupa'ya götürmek amacıyla St.. Bernard tarafından gönderildiklerini iddia etti. Bu amaca ulaştıklarına dair kanıt olarak da, Tampliyelerin simya yoluyla elde ettikleri gümüşler sayesinde Avrupa'daki gotik katedralleri inşa ettirdiklerini ileri sürdü. Ayrıca, Kolomb'tan yaklaşık üçyüz yıl önce, Tampliyelerin Amerika kıtasına giderek, oradan da gümüş getirip La Rochelle limanına boşalttıklarını iddia etti."

"...Bir çok yahudi ve islam efsanesi, Kudüs'teki Ruhlar Kuyusunun (Well of Souls) altında toprağın derinliklerine inen bir gizli geçit bulunduğunu ve Süleyman Tapınağının yıkıldığı zaman, Ahit Sandığının oraya gizlendiğini anlatır. Bir çok kişi, cinler ve şeytanlar tarafından korunan Ahit Sandığının hala orada olduğuna inanmaktadır. Hugues de Payens ve destekçisi Champgne Kontunun, Tampliye örgütünü kurmaları ve bu sayede Tapınak tepesinin kontrolunu ele geçirmelerinin asıl nedeni Ahit Sandığını ele geçirmek olabilir."





"Eğer, gerçek amaçları bu idiyse, açıkça görülüyor ki, başarısız olmuşlardır. 12. yüzyılda, basit bir kutsal eşyanın bile inanılmaz bir değeri vardı. Kaldı ki, Ahit Sandığı gibi eşsiz bir kutsal eşyaya sahip olanlar müthiş bir güç ve prestij kazanabilirlerdi. Bu nedenle, eğer Tampliyeler Ahit Sandığını bulmuş olsalardı, büyük bir zafer ilan ederek Avrupa'ya götürürlerdi ve herkes bundan haberdar olurdu."

"Kudüs'te sarayın diğer yanına Tampliyeler yeni bir bina inşa ettiler. Bu yeni binanın eni, boyu, yüksekliği, bodrumu, katları, merdivenleri ve çatısı o yörede bulunan binalardan çok farklıydı. Gerçektende, binanın çatısı o denli yüksekti ki, yüksekliğini söylesem dinleyenler bana inanmazlar."

"Tamplyelerin mimari ustalıkları neredeyse doğaüstü bir gelişmişlikte olup, özellikle kavisler ve sivri çatılarla dikkat çekmektedir...Sivri çatılar ve kavisler, aynı zamanda gotik mimari düzeninin ayırt edici özelliği olup, 12. yüzyılda inşa edilen Chartres ve diğer fransız katedrallerinde belirgindir. Bu yapıları, bilimsel anlamda, o dönemin mimari bilgilerinin izin verdiğinden çok daha üstün olarak değerlendiren uzmanlar vardır."

"Tapınak tepesinde yaptıkları kazılar sonucunda, Süleyman mabediyle ilgili yazıtlar, belgeler, planlar buldular mı? Bu bulgular, antik çağların büyük anıtlarını yapanların ve hatta piramitleri inşa edenlerin bildikleri, ama çoktandır yitirilmiş uyum, denge, oran ve geometri ile igili mimari gizleri kapsıyor muydu? Tampliyeler, tarikatlarına verdiği desteğin karşılığı olarak, bu gizleri St. Bernard ile paylaştılar mı?"

"Tampliyelerin dinsel önderi St. Bernard, gotik mimarinin erken döneminde, bu stilin yaygınlaşması ve gelişmesinde yapıcı bir rol oynamıştır. 1134 yılında, Chartres Katedralinin kuzey kulesinin inşası sırasında St. Bernard gücünün doruklarındadır ve bu harika yapının inşasında, ama özellikle kuzey kulesinin yapımında kullanılan kutsal geometri ilkelerini sürekli olarak eserlerinde vurgulamıştır.."

"Gotik mimari...1134 yılında Chartres Katedralinin kuzey kulesinin yapım çalışmalarıyla doğmuştur. Bu tarihten hemen önceki yıllarda, katedralin inşası için hazırlıkların sürdüğü dönemde, St. Bernard, Chartres paşpiskoposu Geoffroy ile özel bir dostluk geliştirmiş, inşaatın planlarına olağandışı bir ilgi göstermiş, yapı ustaları ile hemen hergün konuşmuştur."

"Tüm Chartres Katedrali, büyük bir dikkatle, derin dinsel gizemlerin bir anahtarı olarak, özellikle dizayn edilmiştir. Örnek olarak; mimarlar ve duvarcı ustaları, yapının birçok farklı yerinde, taşlar üzerine karanlık anlamlar taşıyan törensel sözleri kazırken "gematria" (alfabedeki harfler yerine sayıların kullanıldığı eski bir ibrani şifre sistemi) kullanmışlardır. Aynı şekilde, süslemeciler ve heykeltraşlar da, yarattıkları binlerce farklı bezeme ve figürlerde, insan doğası, geçmiş olaylar ve İncil'in anlamı hakkında karmaşık mesajları dikkatlice gizlemişlerdir. Bir diğer örnek, kuzey kapısı üzerinde yeralan bir sahnede, bir öküz arabasına yerleştirilmiş olan Ahit Sandığının bilinmeyen bir yöne doğru taşınması temsil edilmektedir. Silinmiş ve yıpranmış yazıtta "Hic Amicitur Archa Cederis" (Ahit Sandığı burada gizlidir) sözleri bulunmaktadır."

Ian Wilson, The Shroud of Turin


SANDIĞIN YERİ VE YOLCULUĞU HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER

Ahd-i Atik Sandukası, Yüce Rabbimiz'in Kuran'da bildirdiği ve içinde Hz. Musa ve Hz. Harun'dan eşyalar barındıran değerli bir sandıktır. İslam alimlerine göre, sandukanın en önemli özelliği ise MÖ. 587 yılından beri nerede olduğunun bulunamaması ve ahir zamanda çıkacak bir şahs-ı manevi olan Mehdi tarafından bulunacağının kabul edilmesidir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde ve çeşitli tarihi kaynaklarda dikkat çekilen bir konu olan Ahd-i Atik Sandukası, Yüce Rabbimiz'in gönderdiği Kuran'da bildirilmektedir. Ayrıca İlahi bir kitap olarak indirilen ancak sonradan tahrif edilmiş olan Tevrat'ta da bu sanduka hakkında bilgiler yer almaktadır. İslam alimleri tarafından, Kuran ahlakının tüm dünya üzerinde hakim olacağı bir dönemin de habercisi olan sanduka hakkında Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:

"Peygamberleri, onlara dedi: "O-nun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesidir. Onda Rabbiniz'den 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır." (Bakara Suresi, 248)



Babil İmparatorluğu Ele Geçirdi

Babil imparatorluğu tarafından yok edilene kadar sandığın yeri Hz Süleyman’ın tapınağıydı. Ancak tapınak yok edildikten sonra sandığın izi kaybedildi ve yeri birçok tartışmaya neden oldu. Babillilerin tapınağı yamalamalarının ardından ellerine geçirdikleri mallar ile ilgili listelerde, böyle bir sandıktan bahsedilmiyor olması, sandığın Babillilerin eline geçmiş olması ihtimalini düşürmektedir.
Etiyopya Ortodoks Kilisesi

Habeş (Etiyopya) Hristiyanları tarafından öne sü


rülen bir iddia ise; Ahid Sandığı’nın şu anda sandığın koruyucusu ünvanını taşıyan bir rahip tarafından korunduğu ve Zion’daki Aziz Mary kilisesinde bulunduğudur. Buna göre sandık Hz Süleyman’ın Sebe Melikesi Belkıs’dan olduğu öne sürülen oğlu Menelik tarafından o dönemde Kudüs’ten kaçırılmıştır. Ancak bu iddialar sandığın bulunduğu söylenen çadıra o rahipten baskasının girilmesine izin verilmediği için kanıtlanamamıştır.



Kudüs: Hz Süleyman Tapınağı

Leen Ritmeyer adlı bir arkeoloğun iddiası ise sandığın Tapınak Dağı’nda olduğudur. Hatta yaptığı kazı çalışmalarında izine rastladığını öne sürmüştür. Ancak Tapınak Dağı’nda bu kapsamda bir çalışma yapılmasına gerek Müslüman gerekse Yahudi otoriteler izin vermemektedir.

Bazı kaynaklara göre; birinci tapınak döneminde Josiah, Babil imparatorluğunun saldırısını öngörmüş ve sandığı saklamıştır. Bazı kaynaklara göre Tapınak Dağı’nda bulunan ağaç bir yapının altına bir çukur kazdı ve sandığı oraya gömdü (Yoma53b). Başka bir kaynağa göre ise Hz Süleyman tapınağın yok olacağı kendisine haber verildiği için Ölü Deniz’de bir mağara buldu ve Josiah sandığı daha sonra oraya sakladı.(Laws of the Temple 4:1)



Kudüs’te bulunan ve üstte bir resmi olan Dome of The Rock (Altın kubbeli Müslüman tapınağı) ın olduğu yerde eskiden Hz Süleyman’ın tapınağı ve daha sonra yapılan ikinci tapınak vardı. Altında labirent şeklinde koridorları olan mağaralar vardır. Babil imparatorluğu İsrailoğullarını 586 BC de yendiğinde bircok insanın bu tunelleri kullanarak kactıgı söylenmekte ve sandığında buradan kacırılmıs olabileceği düşünülmektedir.

1947 senesinde bu tunellerde Ölü Deniz parşömenleri bulunmuştur. Bu parşömenler bakırdan yapılmıştır ancak üzerindeki yazılar okunabilir durumdadır ve yapılan ikinci tapınakla ilişkildirler. Şu anda bu parşömenlerden biri Yemen’de bir müzededir ve bir hazinenin saklı oldugu 64 farklı yeri tarif eden yazılar içermektedir. Bu lokasyonlardan herhangi biri henuz kesfedilmemiştir.


Mısır



İlginc bir teori ise Ahid sandığının su anda Sfenks’in altında gömülü olduğu yönündedir. Bunun bir nedeni de sandığın tarif edilen şeklinin ve özelliklerinin Mısırlıların kullandıkları sandıkların tasarımına cok benzemesinden kaynaklanıyor olabilir. İncil, sandık hakkında oldukca detaylı tasvirler verir. Buna göre Sandık Hz Musa ve sanatçı olan Bezalel tarafından yapılmıştır. Sandık acacia ağacından yapılmış ve altın işlemeler ile bezenmiştir; üzerinde iki melek figürü vardır. Mısır’da Luxor tapınağında buna benzer sandık hiyeroglifleri vardır; melek figürleri yerine Tutankanamun’un sandığında olduğu gibi bir çakal figürü vardır. Bu, o dönemde İsrailoğullarının Mısırlıların sandıklarından esinlendiklerini düşündürmektedir.


Zimbabwe



Afrika’nın güneyinde bulunan Lemba kabilesi Yemen üzerinden güney Afrika’ya yolculuk eden kayıp bir Yahudi kafilesinden geldiklerini öne sürmektedirler. Bugün Lemba kabilesi Hristiyandır ancak bir takım Yahudi geleneklerini sürdürmektedirler. Örneğin hayvanları keserken benzer bir yöntem izler, erkek çocukları sünnet eder ve domuz eti yemezler. Aynı zamanda yapılan genetik bir arastırma da bu kabilenin Yahudi bağlantısını ortaya cıkarmıstır (Yahudi yüksek rahip kastına mensup olan Cohanim soyundan gelmektedirler)

Kendi tarihlerine göre ataları buraya gelirken yanlarında degisik güçlere sahip olan bir obje getirmişlerdir; ve bu obje Ahid Sandığı ile benzerlikler göstermektedir. Buna “ngoma lungudu” derler; kutsal güçleri olan bir davuldur. Bazı araştırmacılar Ahid Sandığı’nın bu davul olabileceğini öne sürmektedirler. Ancak bu iddialar kanıtlanamamıştır.


Antakya-Hatay

Kudüs şehri, Hz. Süleyman'ın yaptırmış olduğu mabed ve "Ahit Sandığı" ile anılan bir tarihe sahiptir. M.S. 70 yılında Kudüs'teki tapınağın tahrip edilip yakıldığı ve kutsal eşyaların Roma'ya götürüldüğü, en yaygın olan görüştür.

Ancak öne çıkan diğer bir görüş ise, M.Ö. 587 yılından itibaren kayıp olan sandığın Kudüs'te saklandığı ve Romalı veya başka kavimler tarafından tahrip edilmesin diye muhafaza edilmek üzere -Kudüs güvenli görülmeyip- daha kuzeye, yani Şam yakınlarındaki Taberiye'ye, Hatay'a, Mekke'ye götürüldüğüdür. (En doğrusunu Allah bilir.)

Peygamberimiz tarafından bildirilen hadislere göre sandık Antakya yakınlarındadır. Ve ahir zaman Mehdisi tarafından bulunup, aynı Talut’un hükümranlığının belgesi gibi O’nun hükümranlığının bir sembolü olacaktır. Bu konudaki hadisler şöyledir:

“Ona Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82)


“Mehdi, Rumlarla savaşmak için bir ordu gönderir. Onun fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)



Romalıların baskılarından kaçan Yahudi mezheplerinden Essenilerin bir kısmı Ürdün yakınlarında ve Lut gölü kıyısında Kumran’a sığınmışlardı. Bir kısmı da Antakya civarına yerleşmişlerdi. Antakya ve çevresine yerleşen Esseniler yanlarında Tabut-u Sekineyi de getirmişlerdi. Yüzyıllardır birçok yağma ve baskınlardan korudukları Sandık için güvenilir bir yer aramışlar ve Antakya’ya yerleşmeyi uygun bulmuşlardı. Esseniler birçok yönleriyle diğer topluluklardan ayrılıyorlardı. Kumran tarafına yerleşenler kendilerini Tevrat'ın çoğaltılmasına ve korunmasına adamışlardı. Antakya’ya yerleşenler ise bütün hayatlarını Sandığın korunması ve muhafazasına adamışlardı. Öyle ki bu uğurda canlarını feda edecek durumdaydılar.

Kendilerini toplumdan tamamen tecrit etmişlerdi ve kimse ile görüşmüyorlardı. Kendilerine ait çiftlikleri, yiyeceklerini yetiştirdikleri toprakları vardı.

Sandığın korunması ise en önemli görevleriydi. Belki de onların bu titizlikleri sayesinde sandık çok emin bir yerde ve bozulmaya uğramamış bir durumda bulunmaktadır. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

Hz Muhammed’in hadislerinde, Ahit Sandığı’nın yeriyle ilgili olarak Antakya’ya dikkat çekmesi son derece anlamlıdır. Bu ilimizde birçok doğal mağara vardır ve buralar sandığın uzun yıllar saklı kalması için çok elverişli yerlerdir. Bu mağaralar arasında “Yedi Uyurlar” mağarası olarak bilinen ve Ashab-ı Kehf’in yaşadığı tahmin edilen mağara da mevcuttur. Ahit Sandığı’nın bugüne kadar bu bölgede bulunamamış olması, bölgenin coğrafi özelliklerinin zorluğundan ve teknik imkansızlıklardan kaynaklanmış olabilir.



Ancak yüzyıllardır bulunamayan sandığın, son birkaç on yıl içinde gelişen teknolojik imkânlar çerçevesinde bulunması mümkündür. Dahası sandığın zamanımızda bulunacak olmasını, birbiri ardına gerçekleşen diğer Ahir Zaman alametleri de desteklemektedir. Ayrıca böyle tarihi bir hazinenin, içinde bulunduğumuz zamanda, üstelik de Türkiye’de bulunması oldukça anlamlıdır. Manevi değeri yüksek olan bu sandığın bulunması için yapılan araştırmalar bir an önce hızlandırılmalı, bölgenin her köşesi titizlikle gözden geçirilmelidir. Bu kutsal emanetlerin bulunmasının sembolik anlamı, Mehdi’nin işareti olduğundan, sandığın bulunması, Müslümanların şevk ve heyecanını artıracaktır. Diğer yandan sandığın ortaya çıkartılacağı bölgenin Türkiye sınırları içerisinde olması, Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı ülkeye de işaret ediyor olabilir ki, konu bu yönüyle de farklı bir anlam kazanmaktadır. Elbette en doğrusunu Allah bilir.



YAHUDİLER AHİD SANDIĞININ PEŞİNDE!

Aylık haber dergisi Kırmızı Çizgi Dergisi'nin Mart sayısının kapak konusu; İlhami Yangın imzasıyla yayınlanan ve belgelere dayanarak verilen haberde, İsrail’in Mescid-i Aksa’nın altında Hz.Musa’nın Ahid Sandığı’nı aradığını ortaya koyuluyor;Mescid-i Aksa etrafındaki gizli-açık kazıları 12 senedir sürdüren İsrail’in neyin peşinde olduğu belli: Ahit Sandığı.

Geçtiğimiz günlerde İsrailliler Mescid-i Aksa etrafında kazı yapmaya başlayınca Filistinlilerle aralarında çatışmalar alevlendi. İsrailliler kutsal yerleri görmeye gelen turistler için köprü yapacağını öne sürerken, Filistinliler Mescid-i Aksa’nın kazı bahanesiyle yıkılmak istendiğini öne sürdüler.

Oysa Aksiyon Dergisi’nin 13.05.1995 tarihli 23. sayısının kapağında yer alan Güntay Şimşek imzalı habere bakarsak bu kazı çalışmaları en azından 12 yıldır devam ediyor. Haberde İsraillilerin kazı çalışmaları nedeniyle Mescid-i Aksa’yı çökertmek istedikleri belirtiliyor. Amaç köprü yapmak veya Mescid-i Aksa’yı çökertmek olsaydı şimdiye kadar İsrail tarafı her ikisini de başarırdı. Peki, İsrail kazılarının gerçek sebebi ne olabilir?

İsrail Kazılarının Gerçek Sebebi



Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Muhammed’in Mirac’a yükseldiği yer. Ancak bu kutsal binanın hemen altında Hazreti Süleyman tarafından yaptırılan bir başka kutsal mabedin yıkıntıları var. Tevrat’a göre bu mabet Ahit Sandığının korunması için yapılmış. Ahit Sandığı hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için günümüzden 3.250 yıl öncesine gidiyoruz:

Tahrif edilmiş Tevrat’a göre İsrailoğulları Mısır’dan çıktıktan sonra Sina dağı önünde toplanırlar ve burada Hazreti Musa Tanrı’yla görüşür. Tanrı Hazreti Musa’ya iki taş levha üzerinde kutsal antlaşmayı verir. Antlaşmaya göre Hazreti Musa,Yahuda oymağından Hur oğlu Uri oğlu Besalel'e Akasya ağacından bir sandık yaptıracaktır.

Ahit Sandığı Savaşıyor


Sandık tamamen altınla kaplandı. İçine anlaşma levhaları konuldu. Sandığın üzerinde iki melek motifi vardı. Bu iki melek Tanrı İsrailoğulları’na kızgın olduğunda birbirlerine sırtını döner. Eğer İsrailoğulları’ndan Tanrı şikâyetçi değilse birbirlerine yüzlerini dönerlerdi.

İsrailoğulları tek tanrıya inanıyordu, karşılarındaki Filistliler ise putlara tapıyorlardı. Filistliler demir kullanmayı bildiklerinden silah ve teçhizat olarak İsrailoğulları’ndan üstündüler. Ancak İsrailoğulları bütün savaşları Antlaşma Sandığı sayesinde kazandılar. Kâhinler sandığı yüklenir, borular çalar bu şekilde kent etrafında dolanırlardı. Halk bağırmaya başladı, kâhinler de borularını çaldılar. Boru sesini işiten halk daha yüksek sesle bağırdı. Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler. (Yeşu: 6/;20)

Ancak İsrailoğulları Tanrı’nın sözünü dinlemez ve putlara tapınırsa antlaşma sandığı savaşta onları korumazdı. Böyle bir savaşta Filistliler İsrailoğulları’nı yendiler. Yenilgi öyle büyüktü ki, İsrailliler otuz bin yaya asker yitirdi, Tanrı'nın Sandığı’na da düşmanları tarafından el konuldu.

Filistliler, Tanrı'nın Sandığı'nı ele geçirdikten sonra onu Dagon putunun yanına yerleştirdiler. Ertesi gün erkenden kalktıklarında, Dagon'u RAB'bin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagon'u alıp yerine koydular. Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagon'u yine RAB'bin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagon'un başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı.

Filistliler sandığı nereye götürdülerse oraya büyük belalar geldi. Halk ağır biçimde cezalandırıldı. Her yeri fareler bastı, insanlarda urlar çıktı, sandık kentlerin her yanına ölüm saçmaya başladı" Filistliler, sandığı yanında birçok armağan ve hediye ile birlikte İsrail tarafına geri vermek zorunda kaldılar.


Kutsal tapınağın yapım çalışmaları Hazreti Davud zamanında başladı, Hazreti Süleyman devrinde de sürdü. Tapınak 7 yılda bitirildi. Lübnan’dan ağaç getirmekle 30.000 kişi, yük taşımakla 70.000, taş kesmekle 80.000 kişi, işleri denetlemekle 3.300 görevli çalışıyordu.

Tapınaktaki Binlerce Yıllık Sır

Demir silahlar yapabilen Filistliler karşısında İsrailoğullarının çaresiz kaldığını belirtmiştik. Bu Tevrat’ta şöyle anlatılıyor;Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler,İbraniler kılıç, mızrak yapmasın demişlerdi. (1. Samuel 13/19)

Filistliler demiri kullanmayı uzun süre İsrailoğullarından sakladılar. Ancak Hazreti Davud demir silah ve zırhlar yapmayı başardı. Kuran-ı Kerim’de bu olay şöyle anlatılmaktadır;... ve ona demiri yumuşattık (ve şöyle emrettik): geniş zırhlar yap ve onları düzenli bir biçime sok. (Sebe, 11)

Bu sayede Hazreti Davud İsrail birliğini sağladı, büyük bir devlet oluşturdu. Ahit Sandığı’nın konulacağı Kutsal Mabed’in yapım çalışmalarını Hazreti Davud başlatmış, bunun için İsrail’de yaşayan yabancıları toplayarak taşlar yontturmuştu. Ayrıca çevre ülkelerden demir, taş ve tomruk getirtti.

Yahudilerin Kutsal Kitabında Hz. Davud şöyle der; “Tanrı’mın Tapınağı'na gereç sağlamak için var gücümle çalıştım. Altın eşyalar için altın, gümüş için gümüş, tunç için tunç, demir için demir, ahşap için ağaç sağladım.

Ayrıca oniks, kakma taşlar, süs taşları, çeşitli renklerde değerli taşlar ve çok miktarda mermer sağladım. Bu kutsal tapınak için sağladıklarımın yanı sıra, Tanrı'mın Tapınağı'na sevgim yüzünden, kişisel servetimden de altın ve gümüş de veriyorum.”1.Tarihler 29/2

Tapınağın yerini Ornan adındaki bir çiftçiden satın alan Hazreti Davud kendisinden sonra yerine geçecek olan Hazreti Süleyman’a tapınağı en iyi biçimde yapması için de emir verdi.

Babasının yerine geçen Hazreti Süleyman Lübnan’dan sedir ve çam ağaçları getirtmek için otuz bin kişi görevlendirmişti. Tomruklar Lübnan’dan suya indiriliyor yüzdürülerek getiriliyordu. Ayrıca yük taşıyan 70 000, dağlarda taş kesen 80 000 adamı vardı. İşin yürümesini sağlayan ve işçileri yöneten 3.300 görevlisi vardı.

Bütün bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan tapınağın boyutları şöyle:uzunluğu 27 metre, genişliği 9 metre, yüksekliği 13.5 metre. Oysa tapınağın yapımı için Hazreti Davut devrinden başlayarak güçlü ticaret filoları ve insan gücüyle hem Ortadoğu bölgesinden hem de Hindistan’a kadar olan oldukça büyük bir bölgeden altın, oniks, gümüş, kereste, taş vs. sağlanmıştı. Sadece Sur Kralı Hiram, Hazreti Süleyman'a yüz yirmi talant (yaklaşık 4,1 ton)altın göndermişti.

Tapınağın yapımı için Sur kralı Hiram, Hiram Abif adındaki ustasını göndermişti. Hazreti Süleyman da işçileri denetlemesi için Hiram (Adoniram) adındaki bir adamını görevlendirmişti. Bu iki Hiram’dan birisinin tapınağın sırlarını çalmak isteyen kişilerce öldürüldüğü biliniyor.

Ancak hangi Hiram’ın neden ve nasıl öldürüldüğü halen esrarını korumakta.

Tapınağın boyutları yedi yıl süren çalışmalar göz önüne alındığında çok küçük kalıyor: uzunluğu 27 metre, genişliği 9 metre, yüksekliği 13.5 metre.

Tapınağın tamamına yakın bölümü altın ve diğer değerli madenlerden yapılmıştı. Toplanan yüz binlerce ton taş ve kerestenin gizli bir bölme yapılmakta kullanıldığına inanılıyor.



Tapınağın gizemi, tam olarak ortaya çıkan yapının mütevazı ölçülerinde yatıyor. Tam yedi yıl boyunca yaklaşık 190 bin kişinin taş kesmek, kereste hazırlamak ve nakletmek için çalıştırıldığı göz önüne alındığında, ortaya çıkan binanın çok küçük olduğu dikkat çekiyor. Yıllardır da tüm tarihçilerin ve din bilimcilerinin aklını kurcalayan soru burada yatıyor. Tarihçilerin olayı naklederken çalışan insan sayılarını abarttıklarını düşünsek, mesela yaklaşık 190 bin olarak nakledilen çalışan sayısından bir sıfır atıp 19 bin kişinin yedi yıl boyunca seferber edildiğini varsaysak bile, ortaya çıkan Tapınak binasının yine de bunca insanın çalışmasının karşılığı olamayacağı açıkça ortaya çıkıyor.

Gizemli durum şu soruyla özetlenebilir; Tapınağın tamamına yakın bölümü altın ve diğer mücevherlerden yapıldığına göre, binlerce kişi tarafından yıllarca taşınan bu taşlar, keresteler nereye gitmişti?

İşte binlerce yıl boyunca tüm kralların, fatihlerin dikkatini Kudüs’e çeken de bu bilmece. Herkes, tapınağın yapımı için getirilen yüzbinlerce tonluk taşların, yüzbinlerce metreküplük kerestelerin, tapınağın altında devasa, gizli bir yapının inşasında kullanıldığını düşündü. O zamandan beri herkes de ahit sandığının saklandığı bu gizli tapınağı bulma hayaliyle yaşadı. Ancak bilindiği kadarıyla gizli tapınak da, ahit sandığı da henüz ortaya çıkartılamadı.


Babil İmparatoru Buhtunnesar, Roma valisi Titus, Haçlı orduları,Napolyon, Hitler. Hepsi sandukayı ve gizli bölmeyi aradı ancak bulamadılar.

Sandığı Bulma Çabaları

Hazreti Davud döneminde şehrin Birleşik Yahudi Krallığı'nın başkenti ilan edilmesiyle Kudüs'e taşındı. Hazreti Süleyman tarafından yaptırılan mabede konulan sanduka M.Ö: 587 yılına kadar tapınakta kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Buhtunnesar Kudüs'ü işgal etti, ancak tapınakta Ahit Sandığını bulamadı. O tarihten sonra sandukanın, tahrip edilemediği ve onu koruyan Levililer tarafından mabedin altında hazırlanmış gizli bir bölmede saklandığı inancı yayıldı. M.S: 70 yılında ise Roma valisi Titus tapınağı yıktırarak bu yeraltı odasını aradı ancak o da bulamadı.

Hıristiyanlık inancına göre Ahit sandığı tapınakla birlikte yok olmuş artık Tanrı’nın evi Hazreti İsa’nın bedeni olmuştur: İsa göğe yükselmeden önce Kutsal Ruh'un yani Tanrı'nın tekrar insanların arasına tapınağına geleceğini söylemişti. (Pavlus’un Efeslilere Mektubu 2.19;22)

19. yüzyılda Haçlılar Kudüs’ü işgal edince Tapınak Şövalyeleri sandığı bulmak için büyük bir kazı yaptılar. Haçlı seferlerinin en büyük sebeplerinden birisi kayıp sandukayı bulmaktı. Kudüs’ün her işgal edilişinde Müslümanlar kılıçtan geçirildikten sonra sandukayı arama çalışmalarına başlandı, ancak bulunamadı. Napolyon’dan Hitler’e kadar hemen herkes bu sandukayı bulmaya çalıştı ancak yapılan bütün aramalar sonuçsuz kaldı. Hiram ustanın sandukayı gizlemek için çok gizli bir bölme yaptığı inancı gittikçe yayıldı.

Yahudi inancına göre de Mesih’in en büyük alameti kayıp sandukayı bulması olacak. Günümüzde Mesih’in gelişini hızlandırmak isteyen Yahudilerle onlara destek olan Evangelistlerin büyük bir ittifak yaptıkları da biliniyor. İsrail, kazı sebebi olarak hangi gerekçeleri gösterirse göstersin, yıllardır süren kazıların tek bir hedefi var: Ahit Sandığı.

Kaynak: Kırmızı Çizgi Dergisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder